Türkiye’den Neden Facebook Çıkmaz

Aşağıda görmüş olduğunuz şahıs, facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg 1984 doğumlu dünyanın en genç milyarderi (13.5B$).

Asıl soru şu, Türkiye neden böyle bir girişim çıkartamıyor, ne eksiğimiz var bizim?

Zeka konusunda hiç birimiz onlardan eksik oluğumuzu düşünmüyordur herhalde.

Ana sıkıntı para olarak görülebilir, ancak Amerika’da kesenin ağzı geek diye tabir edilen insanların, 30 senedir büyük başarılar kazanması nedeniyle açılmış durumda. Yani başarı parayı getiren öncelikli faktör durumunda. Peki neden çıkaramadık biz bu başarıları bir türlü?

Bizim eksiğimiz yok fazlamız var, temel sıkıntıda o fazladan kaynaklanıyor. İlgi alanlarına hitap etmeyen ve bitmek bilmeyen eğitim tutkumuz bizim dost görünen düşmanımız.

Bu şirketlerin başarısında temel unsur vizyon sahibi kurucuları. Gelin onları biraz geçmişleri ile birlikte inceleyelim.

Facebook: Kurucusu
Mark Zuckerberg: Orta okulda başladığı ana ilgi alanı olan programlamanın yanında eskrim takımınında kaptanıydı. Boş vakitlerinde çince öğrenen Mark Harvard’ı Facebook ile ilgilenmeye vakti kalmadığı için bırakmıştır.

Microsoft: Kurucu ortakları
Bill Gates: Dünya’nın en zengin insanı lakaplı Bill, 13 yaşında tanıştığı ve aşık olduğu bilgisayarda Tic-Tac-Toe oyununu yazmak için matematik derslerinden izinli sayılmıştı. Başarı ile bitirdiği lise yıllarından sonra girdiği Harvard’da vaktinin çoğunu üniversitenin bilgisayarları ile geçirmiştir. En sonunda Microsoft ile ilgilenemediği için okulu bırakmıştır.
Paul Allen: Bill Gates ile orta okulda tanışan ve bilgisayarlar konusunda aynı heyecanı paylaşan Paul Washington State üniversitesini Microsoft’a vakit ayırmak için bırakmıştır.

Apple: Kurucu ortakları
Steve Jobs: Genç yaşta bilgisayarlara meraklı olan Steve listedeki diğer kişilerden farklı olarak bilgisayar programcısı değildir. Woz ile HP’de yazın çalışırken tanışan Jobs, üniversitenin ailesine maddi olarak yük olduğunu düşünmüş ve çok fazla bir şey öğrenemediğini iddia ederek bırakmıştır. Üniversiteyi bıraktığı zamanlarda sadece ilgi alanı olan derslere kampüste kalarak devam etmiştir.
Steve Wozniac: Erken yaşta elektronik cihazlara ilgisi olan Woz, Berkeley’i bırakmış ardından Jobs ile birlikte ilk ticari kişisel bilgisayarı yapma işine girişmişlerdir.

Google: Kurucu Ortakları
Larry Page: Anne baba bilgisayar bilimleri profesörü olan Larry 6 yaşında bilgisayarlara ilgi duymaya başlamış ve Stanford üniversitesinde doktora yaparken Sergey ile tanışıp Google’ı kurmuşlardır.
Sergey Brin: Annesi matematik profesörü, babası NASA’da bilim adamı olan Sergey bilgisayarlarla erken yaşta tanışmıştır. Matematik ve bilgisayar bilimlerinde çift anadal yapmıştır.

Google kurucu ortaklarının ikiside Montessori eğitim methodolojisini benimsemiş okullarda okumuşlardır. Bu method çocukları ilgi alanlarını seçebilecekleri bir ortamda özgür bırakıp, onları gözlemleyerek ilgi alanlarına yönlendirilmesi üzerine kuruludur.

Bu uzun listeden sonra dikkatinizi çekmek istediğim ortak özellikleri liste halinde belirteyim.

- Çok zekiler
- Küçük yaştan itibaren teknolojiye ve bilgisayarlara meraklılar (Geek)
- İlgi alanlarına kendilerini yönlendirebilmişler, kendilerini bundan alıkoyacak şeyleri, toplumsal baskılara rağmen, inatla bırakmışlardır. Bazılarının okulu bırakmasının nedeni budur.
- Eğitimlerinde kendilerini baskı altına alacak bir sistemle karşılaşmamışlardır. (Din veya baskıcı yönetimler gibi. Kendilerini çoğunlukla ateist ya da agnostik olarak nitelendiriyorlar).

Dünya’yı değiştiren bu insanlar, küçük yaştan beri ilgi alanlarına yönlenip kendilerini geliştirirken biz Türkiye’de baskıcı yönetimler, din, ÖSS, YGS, KPDS, KPSS, ALES, ezberci eğitim kıskacı altında nefes alamadan, ilgi alanlarımıza yönlemeden, kendilerinin doğru olduğunu düşündükleri şeyleri okumak zorunda bırakılıyoruz.

3. Dünya ülkesi mantığında yetiştirildiğimiz için, her zaman eksiğimizin daha fazla eğitim ile kapatılabileceğini savunmuşlar ve bizi zorla eğitmişler. Sonuç olarak biz bu sürecin sonunda ortalama bir insan oluyoruz ve Amerika’lı akranlarımız gibi dünya’yı değiştirme hayallerimiz daha başlamadan sekteye uğruyor.

Yazı uzun oldu, kusura bakmayın.

Esen kalın.

Uçlarda Yaşamak

14 yaşımdan beri hayatımı 2-3 yılda bir büyük kararlar alıp hızlıca değiştirdim. Sonuçta ortaya bir sürü değişik kişilik, hayat, arkadaşlar çıktı. Mutlu ve güleryüzlü olmaya hep dikkat ettim, olamayanları da hayatımdan çıkardım. Onlardan da bu vesile ile özür dilemiş olayım.

Her zaman takıntılı bir insan oldum, kolay kolay tatmin olmadım. Sürekli değişmek çok yönlü bir yaşam algısını da beraberinde getirdi. Kitap okumaya takılınca günde 18 saat okudum, bilgisayarın başından aylarca kalkmadığım gibi aylarca başına oturmadığım da oldu. Değişik zamanlarda sabahlara kadar içki içen, rock festivalinde çadırda sabahlayıp, muhafazakar toplantılara katılan, 1 mayısta slogan atan, liberal hayat tarzı benimseyip starbucks’ta uzun zaman geçiren garip bir kişiliği bünyemde barındırdım. Anlayacağınız her şeyin bokunu çıkartıp hızlıca başka heyecanlar aradım. Deneye yanıla büyümeyi seçtim. Bundan da çok memnunum. Son olarak beni çok etkileyen şiirlerden biri ile bitireyim yazıyı.

Esen kalın!

YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiçbir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana.

ATAOL BEHRAMOĞLU