Odamdaki CD’leri düzenlerken süper zamanların fotolarına rastladım. Size geçmişten bir tutam sunayım istedim. 2005 yazında Doğan’la birlikte interrail seyahati yapmaya karar veriyoruz. O zamanla ilgili anılarım Ankara garına interrail bileti almaya gitmemizle başlıyor.

Her günün bir hafta kadar yoğun yaşandığı 20 günlük bir zaman dilimiydi interrail yolculuğumuz. Sabahın köründe hayatınızda hiç gitmediğiniz, dilini bilmediğiniz bir şehirde, tren garında uyanmanızla başlıyor gün. Ardından şehir haritası bulmanız ve yeni insanlarla tanışmanızla birlikte macera hız kazanıyor. O gün dünya’nın 4 bir yanından avrupa’yı gezmeye gelmiş, bir o kadar ilginç hikayeleri bulunan, yeni insanlarla tanışmaya meraklı çılgın insanlarla bir gün geçireceksiniz, kaçamazsınız. Haritaları ve yol boyunca gelecek olan tavsiyeleri aldıktan sonra canınızın istediği yere gidebilirsiniz, çünkü evinizden 2.000 km uzakta, tanıdıklarınızın size ulaşamayacağı cep telefonunun bulunmadığı bir diyardasınız. Modern hayatın size dayattığı zorunluluklar ve internet yokken, su alkolden daha pahalı olduğu için pek ayık geçmiyor yolculuğunuz.

O şehri sevmediyseniz haritadan akşam gidecek yeni bir şehir arıyorsunuz. Şayet severseniz o gece kalacak bir yer ayarlıyorsunuz kendinize. Kalacak yerden kastım eğlenceli hosteller, uyku tulumlarımızın bize verdiği yetkiyle parklar, trenler, vapur iskelesi, garlar.

Yemek olarak genelde marketten aldığınız konserve, veya sandviçleri yiyorsunuz, akşamları ise çikolata ve şarapla besleniyorsunuz. Yolculuk boyunca doya doya gezdiğimiz şehirler: İstanbul, Selanik, Atina, Roma, Nice, Paris, Amsterdam oldu. Hayatım boyunca yaptığım en güzel şey bu yolculuktu diyebilirim.

Anlatılacak çok şey var ama anılar bize, kıskanmak gidemeyenlere kalsın. Yolculuk sırasında nasıl güzel bir zaman geçirdiğinizin farkına dönüş yolculuğunda varıyorsunuz. Yolda tek düşünceniz biriken anılarınız ve bir daha ne zaman gideceğinizi planlamak oluyor, 5 sene oldu daha gidemedik, bakalım kısmet ;)